Bugün dünyanın en soğuk bölgesi neresidir sorusuna verilecek yanıt, kuşkusuz Antartika’dır. Avustralya’nın iki katı büyüklüğündeki bu kıtanın hemen hemen tümü (%98) buzla kaplıdır. Yaklaşık 100 milyon yıl önce süper kıta Gondwana’dan kopan kıta yavaş yavaş bugünkü yerine oturdu. Oluşumundan sonra çok uzun bir süre üzerinde buz bulunmayan Antartika’da yaklaşık 15 milyon yıldır değişmeyen bir buz takkesi bulunuyor.
Kıtayı kaplayan bu buz tabakası, gelen güneş ışınlarının %80 – 85’ini geri yansıtır. Antartika’nın günümüzde bu denli soğuk olmasının temel nedeni budur. Buz tabakasının ortalama kalınlığı 1500 metredir ama bu kalınlığın 4500 metreyi aştığı yerlerde vardır. Dünyadaki buzların %90’ı (Yaklaşık 30 milyon kilometreküp) Antartika’da bulunur ve buzlar, dünyadaki temiz suların %70’ini içerir.
Bu yapısıyla Antartika’nın dünya iklimi içinde önemli bir yeri vardır. Her şeyden önce kıta dünya iklim sisteminin soğutucu birimidir. Soğutma etkisinin dünya rüzgar desenlerinin oluşumunda önemli bir yeri vardır. Bu etkinin yanı sıra Antartika’nın okyanusla olan ilişkisi de çok önemlidir. Dünyadaki iklimin en önemli ögelerinden biride bilim adamlarının taşıyıcı bant adını verdikleri okyanus akıntı sistemidir. Mobius şeridine benzer biçimindeki akıntı, kimi zaman dipten kimi zamanda yüzeyden gider. Dünyadaki tüm ırmaklarda akan suların 20 katı kadar su taşıyan bu akıntı sistemi İzlanda yakınlarında soğur ve yoğunlaşarak dibe batar. Yön değiştiren akıntı dipten Güney Afrika’ya doğru ilerler.
Afrika’nın güneyinde, Antartika yakınlarında, akıntı iki kola ayrılır. Kollardan biri Avustralya’nın doğusundan geçerek Pasifik okyanusunun kuzeyine yönelir. Yol boyunca ısınır ve yüzeye çıkar; sonra ABD’nin kıyılarını izleyerek güneyine iner ve Avustralya’nın kuzeyinden geçer. Öteki kol Hint okyanusunda bir çember çizer, ısınan ve yüzeyden akan sular Avustralya’nın batısında birinci kolla birleşir. Ondan sonra taşıyıcı bant tek bir büyük kol biçiminde Afrika’nın batısından geçerek kuzeye yönelir. Yol boyunca buharlaşma nedeniyle suları azalan akıntının tuz oranı yükselmiştir; kuzeye yaklaştıkça da soğur. İzlanda yakınlarında bu soğuk ve yoğun sular dibe batar. Böylece döngü tamamlanır.
Taşıyıcı bant, okyanuslar arasında su ısı alış verişini sağlar. Bu sistem sayesinde Pasifik ve Hint okyanuslarının sıcak suları Antartika’ya taşınır. Bu sırada yüzeyden giden akıntının üzerindeki havada ısınır ve akıntının yakınından geçtiği karaların iklimi yumuşar. Örneğin; Kuzeybatı Avrupa, taşıyıcı bant sayesinde yaklaşık 10’C daha sıcak olur. Güney yarım kürede yaz mevsimi geldiğinde, Antartika’da eriyen buzların soğuk suları dibe çöker ve taşıyıcı banta katılır, sonra da kuzeye yönelir. Bu nedenle Antartika hem soğukluğu hem de taşıyıcı banda aktardığı soğuk sular nedeniyle dünya iklim sisteminin dengesi açısından çok önemlidir. Son yıllarda bilim adamları, kıtanın iç bölgelerinin aldığı yağış miktarında bir artış, bunun yanında kıyılardaki buz hacminde bir azalış gözlüyorlar.
Buz hacmindeki benzer azalma Arktik deniziyle dünyanın orta ve alçak enlemlerindeki buzullarda da kendini gösteriyor. Örneğin; Afrika’da Kilimenjero dağındaki buzul, 20. Yüzyılda kütlesinin dörtte üçünü yitirdi. Aynı dönemde Kafkaslardaki buzulların kütlesi yarıya indi. Çin – Rusya sınırında, Tiyen Son dağlarındaki buzullarsa son 40 yılda yaklaşık %20 küçüldüler.
20. Yüzyılda denizlerin yüzeyleri 10 – 25 cm kadar yükseldi ve günümüzde de her yıl yaklaşık 2 mm yükseliyor. Bunun 0,2 – 0,6 mm kadarı okyanusların ısıl genleşmesinden (Tıpkı yazın ısınan elektrik hatlarının sarkması gibi) kaynaklanıyor. Yükselmenin geri kalan bölümünün, buzların ve buzulların erimesi yüzünden olduğu sanılıyor. Bilim adamları bu durumu kaygıyla izliyorlar. Ama onları daha da kaygılandıran olay, buzulların erime hızının son yıllarda giderek artıyor olması. Örneğin; Yeni Zelanda’daki buzullar yalnızca 20 yılda kütlelerinin 4/1’ini yitirdiler. İspanya’da 1980’de 27 olan buzul sayısı bugün 13’e düşmüş durumda. Peru Andlarındaki Qouri
Kalis buzulu, 1963 – 1978 yılları arasında yılda 4 metre kadar geri çekilirken, 1995’te buzulun yıllık geri çekilme hızı 30 metreye ulaştı. Bilim adamlarına göre buzullardaki bu erime, bir tek şeyi gösteriyor; küresel bir sıcaklık artışını...
Sıcaklık artışının tek göstergesi buzulların erimesi değil kuşkusuz.. Göllerin su sıcaklıklarındaki artışlar ya da atmosferde sıcaklığın 0’C ye düştüğü yüksekliğin, 1970’ten bu yana her yıl 4,5 metre kadar artması da birer gösterge. Ancak dünya sıcaklığındaki artışı, en belirgin olarak gözler önüne seren kanıt yaklaşık 140 yıldır dünyanın bir çok yerinde tutulan sıcaklık kayıtlarıdır. Bu kayıtlar incelendiğinde 1860 – 2000 yılları arasında küresel sıcaklığın yaklaşık 0,5 – 0,7’C yükselmiş olduğu görülüyor. Sıcaklığın en hızlı arttığı dönemde son 20 yıllık dönemi.
Bir dereceden bile küçük bu artışın aslında pek de önemli bir artış olmadığı düşünülebilir. Ancak 1500’lü yıllarda başlayıp 1800’lü yıllara değin süren ve Avrupa’da küçük buz çağı olarak anılan soğuk dönemde, ortalama küresel sıcaklık, bugünkü değerinin yalnızca 1’c altındaydı. Günümüzden 12000 yıl kadar önce sona eren son buzul çağındaysa dünyanın ortalama sıcaklığı bugünkü düzeyinden yalnızca 5’C daha düşüktü. Bize sayı olarak küçük gelen bu sıcaklık değişimlerinin, iklim kuşakları, doğal yaşam alanları ve insanların toplumsal yaşamları üzerinde gerçekte büyük etkileri olur.