Uluslararası Kyoto iklim sözleşmesi, 16 şubatta yürürlüğe giriyor. Ancak ABD'nin sözleşmeyi onaylamaya yanaşmaması nedeniyle, sağlayacağı yararın sınırlı olması bekleniyor.

1997 yılında kabul edilen sözleşme, ABD Başkanı George Bush tarafından 2001'de 'olumsuz' ilan edilince unutulmaya yüz tuttu.

Ancak Rusya'nın geçtiğimiz kasım ayında sözleşmeyi onaylaması üzerine yeniden dünyanın gündemine oturdu.

Sözleşmenin içeriği

Kyoto sözleşmesi, sanayi ülkelerini başta karbondioksit olmak üzere dünyanın ısınmasına yol açan gazların emisyonunu sınırlandırmak zorunda bırakıyor. Sözleşme, başta petrol olmak üzere fosil enerji kaynaklarının kullanımına da kısıtlama getirilmesini gerektiriyor.

BM'ye göre, atmosferdeki karbondioksitin yüzde 80'i, fosil enerji kaynaklarının ulaşım, ısınma ve sanayi alanlarında kullanılmasından kaynaklanıyor.

Sözleşmede, Kuzey ülkelerinin gaz emisyonunun 2008 yılında 1990 yılına göre yüzde 5.2 azaltılması öngörülüyor, bu amaçla her ülkeye kota konuyor. Ancak ABD geri adım attığı için, gaz emisyonundaki azalma yüzde 5.2 yerine ancak yüzde 2 olabilecek.


ABD, karbondioksit kotasını yükseltme peşinde

Karbon gazlarına kota getiren sözleşmeyi onaylamayı reddeden ABD, ekonomik büyümesini sürdürerek, 2012 yılında yüzde 7'nin altına düşmesi gereken karbondioksit kotasını yüzde 30'un üzerine çıkarmayı hesaplıyor.

ABD'nin geri çekilmesi Avrupa'yı zor durumda bıraktı

Yüzde 8'in altında kotaya sahip Avrupalılar, ABD geri çekilince Japonları, Kanadalıları ve Rusları sözleşmeden ayrılmamaları için ikna etmekte epey zorlandı. BM uzmanlarına göre, iklim değişikliği bir vaka.

Dünya 2100 yılına kadar 1.4 ila 5.8 derece ısınacak. Bilim adamları, dünyanın felaketle karşı karşıya kalmaması için karbon gazı emisyonunun 2050'ye kadar yarıya indirilmesinin şart olduğunu düşünüyor. Avrupalılara göre, bu hedefe ulaşılabilmesi için yepyeni bir iklim anlaşması gerekiyor.

Yeni anlaşma, ABD ve gaz emisyonu AB'ninkini geçen Çin gibi Güney'in büyük ülkelerini de mutlaka içine almalı. Ancak gaz emisyonu meselesi, ABD için tabu olmaya devam ediyor, Hindistan başta olmak üzere gelişme yolundaki birçok ülkenin eleştiri oklarına hedef oluyor.

Amaçlar

Kyoto Protokolündeki amaç, “atmosferdeki sera gazı yoğunluğunun, iklime tehlikeli etki yapmayacak seviyelerde dengede kalmasını sağlamaktır.

Hükümetlerarası İklim Değişikliği Paneli, 1990 ile 2100 yılları arasında 1.4 °C ile 5.8 °C arası sıcaklık artışı tahmin etmektedir. Tahminlere göre, başarılı bir şekilde uygulanması durumunda Kyoto Protokolü bu artışı 0.02 ile 0.28 C arasında düşürebilecektir (kaynak: Nature, Ekim 2003 sayısı)

Kyoto Protokolü savunucuları bu protokolün amaca ulaşmak için ilk adım olduğunu ve amaca ulaşıncaya kadar hedeflerin değiştirileceğini belirtmektedirler.

Anlaşmanın Durumu

Anlaşma Aralık 1997'de Japonya'nın Kyoto şehrinde görüşülmüş, 16 Mart 1998'de imzaya açılmış ve 15 Mart 1999'da son halini almıştır. Rusya'nın 18 Kasım 2004'te katılmasıyla 90 gün sonra 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Aralık 2006 tarihinde toplam 169 ülke ve devlete bağlı örgütler anlaşmaya imza atmışlardır (Ek 1 ülkelerinin salınımlarının %61.6'sından fazlasına karşılık gelmektedir). İmza atmayan önemli ülkeler arasında ABD ve Avustralya gibi gelişmiş ülkeler haricinde, gelişmekte olan Türkiye gibi ülkeler de yer almaktadır.Çin ve Hindistan gibi bazı ülkeler ise anlaşmaya imza atsalar bile karbon salınımlarını azaltmak zorunda değillerdir.

Anlaşmanın 25. maddesine göre anlaşma “Ek 1'de yer alan en az 55 ülkenin imzalaması ve bunun Ek 1 ülke salınımlarının en az %55'ine karşılık gelmesi durumunda, buna uyulduğu tarihten sonraki doksanıncı gün yürürlüğe girer.” 55 ülke şartı 23 Mayıs 2002'de İzlanda'nın anlaşmayı kabul etmesi ile, %55 şartı da Rusya'nın 18 Kasım 2004'te anlaşmayı imzalaması ile sağlanmış, anlaşma 16 Şubat 2005 tarihinde yürürlüğe girmiştir.

Anlaşmanın Detayları

Birleşmiş Milletler Çevre Programı basın bildirisine göre: “Kyoto Protokolü gelişmiş ülkelerin sera gazı salınımlarını 1990 yılına göre %5.2 azaltmalarını öngören bir anlaşmadır (protokolün uygulanmaması durumunda 2010 yılı salınım tahminleri dikkate alınırsa bu, %29'luk bir azalmaya karşılık gelmektedir). Amaç altı sera gazının – karbon dioksit, metan, nitrous oksit, sülfür heksaflorid, HFC'ler ve PFC'ler – 2008-2012 arası beş yıllık ortalama salınım değerlerini azaltmaktır. Ulusal hedefler AB ve başka bazı ülkeler için %8'lik, ABD için %7'lik, Japonya için %6'lık azaltma, Rusya için %0 değişiklik ve Avustralya için %8 ile İzlanda için %10'luk bir artış şeklinde çeşitlilik göstermektedir.”

Anlaşma 1992'de Rio De Janeiro'da yapılan Dünya Zirvesi'nda kabul edilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'ne (BMİDÇS) ek olarak kabul edilmiştir. BMİDÇS üyesi tüm ülkeler Kyoto Protokolüne imza atabilir, üye olmayanlar atamazlar.

Kyoto Protokolünün birçok maddesi BMİDÇS Ek 1'de belirtilen gelişmiş ülkeler için geçerlidir.

Ortak ama özelleşmiş sorumluluklar

BMİDÇS “ortak ama özelleşmiş” sorumluluklar tanımlamaktadır. Ortak ülkeler

  • Tarihsel ve güncel küresel sera gazı salınımının gelişmiş ülkeler tarafından gerçekleştirildiğini
  • Gelişmekte olan ülkelerin kişi başı gaz salınımlarının halen düşük olduğunu
  • Gelişmekte olan ülkelerin küresel salınımlarının sosyal ve gelişimsel ihtiyaçlarına göre artacağını

kabul ederler.

Diğer bir deyişle Çin, Hindistan ve diğer gelişmekte olan ülkeler anlaşma gereklerinden muaftırlar çünkü şu andaki iklim değişikliklerine neden olan salınımların ana sorumlusu değildirler.

Kyoto Protokolünü eleştirenler gelişmekte olan ülkelerin ve özellikle Çin, Hindistan gibi ülkelerin yakın bir zamanda en fazla sera gazı salınımı yapan ülkeler olacağını söylemektedirler. Aynı zamanda, protokol sınırlamaları yüzünden gelişmiş ülkelerden gelişmekte olan ülkelere çıkış olacağını ve dolayısıyla net sera gazı salınımlarının değişmeyeceğini söylemekteler.